Kaygı Bozuklukları

Bu hizmet, kaygı bozukluğu yaşayan çocukların (ayrılma kaygısı, sosyal kaygı, seçici konuşmazlık veya yaygın kaygı gibi) korku, endişe ve güvensizlik duygularını azaltmayı, kendini güvende hissetmesini ve kaygıyla başa çıkma becerilerini geliştirmesini amaçlar.

Kaygı kişinin durumlar karşısında beklenenden daha fazla tepki vermesidir. Herkeste belirli ölçülerde kaygı vardır. Ama kaygı bozukluğu olan kişilerde bir olaya fazlaca tepki verirler. Örneğin yıkıcı olmayan bir deprem olur herkes buna bağlı panik, korku veya kaygı yaşayabilir. Tedbir amaçlı bir gece evlere girmeyebilir gündemi o gün deprem olur. Sonrasında günlük hayata devam ederler. Kaygısı yüksek olan kişiler bir türlü kendilerine gelemez, sürekli tetikte beklerler, evlerine uzunca süre giremezler. Veya haberlerde bir ülkede savaş çıktığını gören biri tedbir amaçlı evine yiyecek stoklayabilir. Kendi ülkesinde savaş olmasa dahi başka ülkede yaşanan savaş onu etkileyip kaygı seviyesini yükseltmiştir. 

Temelde 3 yapı barındırr. Düşünce, duygu ve duyum.

Düşünce: güvende değilim, kötü şeyler olacak, burada bir tehlike var

Duygu: kaygı, korku, fobi

Duyum: kalp çarpıntısı, karın ağrısı, titreme, sesin titremesi, gözlerin kararması, baş dönmesi, nefes darlığı, sık idrara çıkma, kızarma, terleme, ellerde uyuşma yada karıncalanma, bacak ağrısı, boğazda yumru, ağız kuruluğu, mide bulantısı, kusma.
=> çocuklarda en çok karın ağrısı, kusma ve bacak ağrısı şeklinde kendini gösterir. Doktora gidildiğinde fiziksel bir tanı konulmaz ama kaygı kaynaklı somatik ağrı yaşar çocuk. Bunun yanında vesveseli, evhamlı, hassas, ürkek, panik, tedirgin, çekingen, endişeli, utangaç diye nitelediğimiz çocuklara kaygı konusunda bir değerlendirme gereklidir.

Bu tanımlamalar hariç çocukta göz altında morluk, tırnak yeme, parmak emme, nesne emme, bir nesneye bağlanma, uykuda diş gıcırdatma, kaygılı sorular sorma, sebebi bulunamayan karın ağrısı, bacak ağrısı kusma varsa genel hali de korkak ürkekse bir uzman değerlendirmesine başvurmakta fayda vardır.

Bazen küçük bir oyun, büyük bir değişimin başlangıcı olur.

Hemen Randevu Al

– Ayrılma Kaygısı Bozukluğu (AKB)

Bağlandığı kişiyle ayrılırsa başına bir şey gelecek ve bir daha onunla bir araya gelemeyeceğim şeklinde bir düşünceye sahip olup bağlandığı kişiden ayrılırken büyük kaygı yaşamak ve hatta ayrılmak istememe olarak tanımlayabiliriz. Bu çocuklar evden ayrılmakta, bağlandığı kişiden ayrılmakta çok zorlanırlar. Okula gitmek istemezler. Okula bırakırken ağlarlar, bağırıp tepinirler, bağlanılan kişiye sıkıca sarılırlar ya da dona kalırlar. Bağlandığı kişiyle ayrı kalma konusunda sürekli korku duyar ve bağlandığı kişilerle ayrılınca bedensel belirtiler gösterirler. Bağlandığı kişi genellikle bu anne olur, yanında yoksa uyumak istemez uykuya dalma konusunda güçlük yaşar, her şeyi bağlanılan kişiyle birlikte yapmak isterler. Bu çocuklar okula gitmekte çok zorlanırlar. Gittiklerinde ise kendilerine orada güvenli bir nesne seçebilirler. Bu ya bir öğretmen ya da bir arkadaş olabilir. Anneden ayrılınca ona sarılırlar ve ağlamaları azalabilir çocuk alışmış gibi görünebilir fakat okul değişikliğinde aynı sorun tekrar edecektir. Bu sebeple 1 aydan fazladır bu problemleri yaşıyorsanız mutlaka bir uzman desteği almanız gerekmektedir.

– Sosyal Kaygı Bozukluğu (SKB)

Kişinin bir veya daha fazla kişi tarafından değerlendirileceği ortamlardan korku duyması, yeni ortamlara girmekten kaçınma olarak tanımlayabiliriz. Toplum önünde konuşamama, yeni birileriyle tanışamama, başkalarının onu eleştireceği ya da rezil olacağını düşünmesinden dolayı büyük endişe duymasıdır. Bu çocuklarda kendini bir parka gittiğinde yaşıtlarıyla iletişim kuramama, arkadaş edinememe, yeni ortamlara girmek istememe, eve misafir gelmesini istememe, fotoğraf çekilmek istememe şeklinde gösterir. Marketten ekmek almaya bile gidemez bu çocuklar. Bu noktada bir uzmandan mutlaka destek alınmalıdır.

– Seçici Konuşmazlık (SM)

– Konuşma yetilerinde hiçbir sorun olmamasına rağmen sadece belirli kişilerle konuşan çocuklardır. Bu kişiler genellikle bakım verenleri veya yakın çevresinde ki güvendikleri insanlardır. Tanımadıkları insanlarla veya okulda öğretmeni arkadaşlarıyla konuşmazlar. Sesini hiç duyamadık denilen çocuklardır. Çocuk için bu konuşamama durumu tercihi değildir yüksek kaygıdan dolayı kitlenir ve konuşamazlar. Bu çocukları konuşmak için zorlamak doğru bir yol olmayacaktır. Konuşmama durumu çocuğun akademik, sosyal ve psikolojik tüm hayatını etkileyeceği için mutlaka uzmandan destek alınmalıdır.

– Yaygın Kaygı Bozukluğu (YKB)

Zihnin sürekli kaygı üretmesidir. Sürekli negatif senaryo yazar. Yaygın kaygı bozukluğa sahip çocuklar anne ve babalarına sürekli kaygılı sorular sorarlar. 

• Anne sen ölemeyeceksin değil mi?

• Arabamız kaza yapmaz değil mi?

• Eve hırsız girmez değil mi?

• Avm’de kaybolmazsınız değil mi?

• Okulda yangın çıkmaz değil mi?
gibi sürekli kaygılı soruları vardır. Hep en kötüsünü düşünürler ve sorularla kaygılarını rahatlatmaya çalışırlar. Bu durumlarda ebeveynler çok uzun detaylı açıklama yapmamalıdır çünkü kaygının sınırı yoktur. Bir şey olmaz diyerek net ve güven verici açıklama yeterlidir. Haberlerde duydukları kötü olaylardan uzunca süre etkilenirler bu çocuklar. Uykudan korkarak uyanma, diş gıcırdatma veya tırnak yeme, parmak emme eşlik edebilir. Bir uzmandan mutlaka destek alınmalıdır.

Bazen küçük bir oyun, büyük bir değişimin başlangıcı olur.

Hemen Randevu Al

3 adımda çocuğumun terapiye ihtiyacı var mı nasıl anlarım?

1) yaşanan sorun 1 aydan fazladır devam ediyorsa

2) yaşanan sorun ara sıra değil de sık sık meydana geliyorsa

3) yaşanan sorun çocuğun, ailenin ve çevrenin hayatını zorlaştırıyor işlevi bozuyorsa bir uzmandan yardım almak gereklidir.

Hangi yöntem kullanmaktayım?

Çocuk merkezli oyun terapisi ve öykülerle terapiyi kullanmaktayım çünkü çocuklar biz yetişkinler gibi kendilerini sözel olarak doğrudan ifade edemezler. Yaşadıkları zorlukları anlamlandırma iç görüsüne henüz erişmemiş, bunu sözcüklerle ifade edecek kadar kelime dağarcığına sahip değillerdir. Çocuklar kendilerini oyunla ifade ederler kelimler yerine oyuncakları kullanırlar. Yetişkinler mutsuzum, iş yerinde çok stresli günler geçiriyorum diyebilirken çocuklar evdeki tartışmalar beni mutsuz ediyor diyemez kaoslu bir ev oyunu oynarlar. Bu sebeple oyun terapisi çocukların kendilerini ifade etmede kullandığımız bilimsel bir terapi yöntemidir. 

Oyun Terapi süreci ne kadar sürer?

Ortalama olarak oyun terapisi süreci 12-18 seans arasıdır, her seans 45 dakika sürer. Çocuğun ihtiyacına göre seans sayısı değişebilir. Bazı çocukların seans süreci daha kısa sürerken bazı çocukların daha uzun sürebilir.

Uzm. Psk. İpek Jusufovski
Uzman Psikolog & Aile Danışmanı

İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olan İpek Jusufovski, çocuk ve ailelerle bütüncül yaklaşımla çalışmaktadır. Çocuk Merkezli Oyun Terapisi ve Çocuk Psikopatolojisi alanlarında eğitim almış, şu anda Bakırköy’de 2–8 yaş arası çocuklarla terapi süreçlerini sürdürmektedir.
Hakkımda